Radikal Kitap Kapak
Çiğdem SU - Radikal Kitap 04/03/2005


Mario Levi: 'Lunapark Kapandı' aslında bir kadının, İnci'nin romanı. Çünkü yazar bunu istiyor. Ben birçok genç kadının, hikâyeleri farklı olsa bile bu romanda kendinden bir şeyler bulabileceğine inanıyorum.

Faili meçhul bir aldatma
Bir ilişkide aldatma kaçınılmaz mıdır? Ortada bir suç ya da suçlu var mıdır gerçekte? Lunapark Kapandı'da, üzerinden bulutlar geçen bir evlilik, roman yazmaya uğraşan bir anlatıcı, Anlatıcının karısı Selin ve bu evliliğin tam ortasına düşen 'öteki kadın' İnci... Roman bu aldanış üçgeninin tarihini ve imkânsızlıklarını anlatıyor. Ama, Mario Levi; 'Edebiyatta her şey otobiyografiktir' dediğine göre, elimizdeki romanın ne kadarı yazarın, ne kadarı roman kahramanlarının hikâyesi? Buna da okurlar karar verecek...

Roman kahramanlarından İnci, varoluşunun anlamını ararken geçmişin de etkisiyle ağır yenilgiler alıyor. Hep ilişkilere tutunduğu için mi bu kaybediş?
Evet ve hep yanlış ilişkilere tutunduğu için. Çünkü, İnci'nin ne yapsa örtemediği bir öfkesi var. Ama bir yandan da hayata tutunmaya çalışan bir kadın. Anlatıcı, başlarda bunun pek farkında değil; ama, zamanla bunu hissettiği içindir ki bir türlü İnci'yi bırakamıyor. Lunapark Kapandı aslında bir kadının, İnci'nin romanı. Çünkü yazar bunu istiyor. Ben birçok genç kadının, hikâyeleri farklı olsa bile bu romanda kendinden bir şeyler bulabileceğine inanıyorum.

Kitabın bir yerine İnci, 'Bir gün yazarsın belki, yazacaklarını yaşayabilirsen,' diyor. Sizce yaşamı kağıda aktarmanın zorlukları var mı?
Olmaz mı? 'Soyunmak', kendinle yüzleşmek, aynı zamanda yazacağınız metin için bir 'dil' kaygısı taşımak ve 'keşke'leriyle yaşamayı öğrenmek. Zaten öğrenmek bitmeyen bir sancı değil mi?..

İstanbul Bir Masaldı'nın ardından 'Artık azınlıklarla ilgili, hiçbir şey yazmayacağım' demiştiniz. Lunapark Kapandı bir 'azınlık durumu' romanı değil. Ancak karakterleriniz 'öteki olma' ve 'uçlarda yaşama' duygusunu yaşıyorlar. 'Azınlık olma' kavramı farklı bir biçimde yine karşımıza mı çıkıyor?
İstanbul Bir Masaldı gibi bir roman yazmayacağım demiş, ya da demek istemiş olmalıyım; çünkü genelde bu konularda kesin bir tavır içinde olmam. Öyle yorumlanmış veya öyle yazılmış olabilir; ama ben şunu söylemek istiyorum: Hiç bir zaman Yahudi kimliğimi saklamadım, saklamadığım gibi ortaya koydum, ortaya koyduğum gibi işlemek istedim ve bunu yapmaya da devam edebilirim ama bu sadece benim yazarlık varoluşumun bir parçası. Bunun üzerine oturmak istemiyorum; bunun üzerine oturtulduğum zaman da rahatsız oluyorum. Ben azınlıkta olma ya da belirli bir farklılığı yaşama durumunun çok daha derinlerde aranabileceğine inanıyorum artık. 'Farklı olma durumu'na gelince, bu romanın temel sorunsallarından biri. Tam da burada galiba duruma müdahale etmek gerekiyor. Romanın anlatıcısı, evet bir Yahudi; o yer yer belli ediyor kendisini. Ancak, roman kahramanının bazı adımları atmaktaki çekingenliği, içine kapanması sadece Yahudiliğinden değil, kişiliğinden, geçmişinden de kaynaklanıyor. Hayat karşısında hiçbir tereddüt hissetmeyen insanların yanında kendinizi ister istemez farklı bir yerde hissediyor, bunun acısını çekip bedelini ödüyorsunuz. Bu anlamda belki anlatıcı azınlıkta kalma durumunu yaşıyor. Ama ben bunun sadece 'etnik' bir azınlık olmadığını anlatmak istiyorum. Belki ki biz buna farklılık da diyebiliriz, kendini farklı hissetme. Bu kavramları da tartışmak gerektiğini düşünüyorum. Çünkü ben, mesele duygusal bir boyuta taşındığında kimin azınlıkta olup, kimin olmadığına karar veremiyorum artık.

Bu bir otobiyografik roman mı?
Edebiyatta her şey otobiyografiktir. Ancak, şurası da kesin, hiçbir zaman yaşananlar tüm çıplaklıklarıyla anlatılamazlar. Üstelik yazar bazen yaşayamadıklarını, anlattığı hikâyelerde yaşamak isteyebilir...

Peki aşk romanı yazmak için âşık olmak gerekir mi?
Evet. Ben, gerçek anlamda yaşanmayanın, gerektiği gibi anlatılamayacağına inanıyorum. Edebiyat, her şeyden önce samimiyet ister. Benim için samimi olan eser, değerli olan eserdir. Yazar ne kadar savunmasız olursa, o kadar başarılı olur bence. Örneğin, bir savaş romanı yazamam ben herhalde, o duyguyu bilmiyorum çünkü. Tamamıyla kurgusal, çok iyi metinler yazabilen yazarlar da var, onlara da saygı duyuyorum, ama yine de otobiyografiktir yazılan. Çünkü yazar anlattıkları karşısında tarafsız olamaz. Bir konuyu anlatmayı seçtiği an taraftır zaten. Roman yazarken çok iyi bir araştırma yapabilirsiniz. Ama yine de anlatacağınızda kendi mührünüz vardır. Olmalıdır da... Çünkü yazar kendi dilini ararken samimiyetinden ödün vermemelidir.

Aşk ve yemek arasındaki ilişki, romanın pek çok yerine sinmiş, Nasıl bir ilişki bu? Aşka yakışan yemekler var mı gerçekten?

İnsanlar âşık olduklarında galiba en çok iki şeyi yapmak isterler: Sevişmek ve yemek yapmak. Bence âşık olmak ile yemek yapmak arasında doğrudan bir bağlantı var. Ama her aşk kendi yemeğini doğurur, çünkü insanlar farklı tarihlerden gelir ve her tarihte bir duygu vardır. Yemeğin duygusudur bu. Yemek sadece lezzetiyle değil duygusuyla da anlam kazanır. Aşkın ısmarlama yemekleri değil, kendine yakışan yemekleri vardır. Güzel olan da budur...

Hulki Aktunç sizin için "Yeni dönemde biçem arayışı son derece az. Bu arayışı, Mario Levi'de görüyorsunuz. Adeta, 'Ben o kadar karmaşık ruh durumlarını, insan sorunlarımızı anlatıyorum ki, bunu öyle kısa cümlelerle anlatmak mümkün değil' dercesine bir biçem arayışı vardır onda." Bu okura güvenmemekten kaynaklanıyor olabilir mi?
Güven söz konusuysa, kendime güvenmiyorum. Neden biliyor musunuz? 'Acaba gereğince anlatabildim mi?' diyorum. Ben bir yazar olarak anlatmak istiyorum, anlatacağım birşey var diyorum. Kendi dilimi arıyor ve kendi dilimi inşa etmeye çalışıyorum ama bunu yaparken bir takım biçem arayışlarının arkasına da gizlenmek istemiyorum. Çünkü ben, gerçekten birilerine ulaşmak istiyorum. Ne zaman ben, bir yazar olarak, okurun karşısında kendimi başarılı görürüm biliyor musunuz? Eğer o okur kitabımı okurken bazı cümlelerin altını çizme ihtiyacı duyuyorsa... O zaman ben o insana 'dokunabildim' diyorum. Hele hele şu tavır içinde olan yazarlardan hiç hoşlanmıyorum. 'Ben bu kitabı yazdım; kim okursa okusun, kim ne anlarsa anlasın önemli değil.' Hayır! ben anlatmak ve ulaşmak istiyorum. Bu benim varoluşum. O zaman belki de, çok önemsediğim bir yazar olan Hulki Aktunç'un yorumuna, küçük bir değişiklikle katılıyorum diyebilirim. Bu bir biçem arayışı değil, olsa olsa bir dil arayışı.


LUNAPARK KAPANDI
Mario Levi, Doğan Kitap 2005, 648 sayfa.